Altın Fiyatlarının Yükselmesi için 5 Temel Neden

  • 20 Nisan 2011 Çarşamba

     

Altın fiyatı 1.500 dolar sınırına ulaşmak üzere. Bu yükselmenin ana nedenlerinden biri korku. Altın yatırımcıların korkusunu ölçmek için en iyi araç. Enflasyon, iç savaş, deprem, nükleer reaktör erimesi ve kamusal iflaslar yatırımcıyı korkutur. Böyle durumlarda yatırımcı altına sığınır.

Şimdi yatırımcının neden altına sığındığına biraz daha yakından bakalımı. İşte size 5 temel neden. 
 

 1. Manipülasyon

Altın fiyatının manipüle edildiği, son 20 yıldır altın yatırımcıları arasında en çok tartışılan konulardan biri. Kimi yatırımcılar altın fiyatının yasa dışı yollarla merkez bankaları ve hükûmetlerce bastırıldığını savunuyorlar. Bu kampın baş temsilcisi Altın Anti-Tröst Hareketi (Gold Anti-Trust Action Committee, GATA).

Dünya Altın Konseyi’ne göre dünya merkez bankalarının kasalarında toplam 30.534,5 ton altın bulunuyor. GATA’ya göre gerçek rakam 15.000 tonun altında. Geri kalan miktar gizlice açık piyasada satılmış veya icareye verilmiş. Böylece altın fiyatı bilinçli olarak düşük tutulmuş. Söz konusu manipülasyon olmasa, altının ons fiyatı 3.000 – 5.000 dolar aralığında olurdu.

Yakın zamana kadar manipülasyon teorisi destekçilerine deli gözüyle bakılıyordu. Ancak Brian Beatty adında bir piyasa oyuncusunun JPMorgan ve HSBC aleyhinde dava açmasıyla birlikte, sözlerine biraz daha itibar ediliyor.

2. Arz-Talep

Tahmin edilebileceği gibi arz-talep dengesinin altın fiyatı üstündeki etkisi büyük. 2005 -2009 arasında altın sektörünün talebinin %59’unu madenlerden çıkan altın, %31’ini hurda altın, %10’unu da merkez bankası satışları karşılıyordu.
Ancak aynı yıllarda altın fiyatı birkaç kat artmasına rağmen, madenlerden çıkan altın miktarında sadece %3 artış oldu; hurda altın miktarlarında değişiklik olmadı; merkez bankalarıysa satıcı konumundan, net alıcı konumuna geçtiler.
Üstelik arz-talep dengesini daha da bozan iki faktör var: Borsa yatırım fonları ve üreticilerin vadeli satış (hedge) geleneğine son vermesi. Borsa yatırım fonları halihazırda 1.300 ton altını ellerinde bulunduruyorlar. Bu yıllık altın üretiminin kabaca yarısı. Vadeli satış geleneği, 1980-2004 yılları arasında çoğu üretici tarafıından yaygın olarak kullanılıyordu. Bu kapsamda, ileriki yılların üretimi belirli bir fiyattan satılıyor, böylece fiyatların düşüş trendinde olduğu bir dönemde kâr garanti edilmiş oluyordu. Fiyatlar artış trendine girince bu gelenek, üreticilerin kârlılığını azaltmaya başladı. Çoğu üretici, 2005-2008 yılları arasında vadeli satış geleneğine son verdiler.
Böylece son üç yıldır toplam arz %59 artarken, toplam talep %62 arttı. Talepteki bu artış fiyatların yüksek kalmasına yol açacağa benziyor.

3. Güvenli liman alımları

Geleneksel olarak altın, “altın hastası” (gold bugs) olarak adlandırabileceğimiz kişilerin yatırım alanıydı. Ancak 2008 finansal krizinin ardından altın, genelgeçer yatırım aracı olma yolunda ilerlemeye başladı.
Altının genelgeçer yatırım aracı olma yolundaki adımları, önemli yatırımcıların altın almasıyla da güçlendi. Örneğin George Soros, GLD Altın Yatırım Fonu’na 24.800 hisselik yatırım yaptı. Ünlü hedge fonu yöneticisi John Paulson ise tam 31,5 milyon GLD hissesini kontrol ediyor.
 
4. Devalüasyonlar

Altının bir meta değil bir para birimi olduğunu artık hemen herkes kabul ediyor. Kağıt paralar değer kaybettikçe, altın değerini koruyor.
2008 krizi sonrası dünya merkez bankaları piyasaya ciddi miktarda para pompaladılar. Yani enflasyon yarattılar. Şu an Çin’de enflasyon %5,4, Hindistan’da %9, Avro Bölgesi’nde %2,7, ABD ve İngiltere’deyse %4,4 civarında.
Merkez bankalarının enflasyonu düşürmek için en önemli araçları faiz oranları. Faiz oranları yükseldikçe enflasyon düşme eğiliminde oluyor. Ancak yüksek faiz, ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor.
5. Merkez bankası alımları
Son zamanlarda altın fiyatlarında ciddi dalgalanmalar başladı. Dünya Altın Konseyi başkanı Natalie Dempster, son bir kaç çeyrekte dünya merkez bankalarının davranış biçimi kökten değişti, diyor ve ekliyor: “Merkez bankaları son yirmi yıldır altın satıyorlar.”
Ancak 2009’un ikinci çeyreğinden itibaren bu değişti. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, net alıcı konumuna girdi. Örneğin Hindistan Merkez Bankası aktif olarak IMF’den altın almakta. Mevcut durumda Hindistan’ın rezervinin %7,9’u altına bağlı.
Ancak en önemli alıcılardan biri Çin. Son 5 yılda ülke gizlice altın rezervini 600 tondan 1.054 tona yükseltti.
Tüm bu alımlar sonucunda, Dünya Altın Konseyi verilerine göre, 2010’da merkez bankaları toplamda 87 ton altın almış oldu.

2.846 kez okundu